Söyleşi

Deren Uysal

Deren Uysal, 2011’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nden mezun oldu. 2013’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı’nı tamamladı. Dereceyle tamamladığı eğitimleri boyunca öğrenci yarışmalarından beş farklı ödül aldı. Profesyonel hayatının başlangıcında İstanbul’da çeşitli ofislerde çalıştı ve çeşitli serbest işler yaptı. 2014 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Bina Bilgisi Programı’nda doktora eğitimine başladı. Yarışmalara katılımını profesyonel hayatında da sürdüren Deren Uysal, profesyonel yarışmalardan uluslararası, ulusal ve yerel olmak üzere dokuz farklı ödül aldı. Son olarak Çinici Mimarlık’ta çalıştıktan sonra, 2016’da Marmaris’te kendi bürosunu kurdu. Büro bünyesinde profesyonel işler ve yarışmalarla sürdürdüğü meslek pratiğini akademik çalışmalarla bir arada yürüten Deren Uysal, aynı zamanda çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı stüdyo yürütücülüğü yapıyor.


Projeleriniz için öncelikli olarak tercih ettiğiniz, bağ kurduğunuz özel markalar var mı? Ne gibi kriterler firmalar ve markalar ile bağ kurmanızı sağlar? Sayısız marka ve ürünün arasında bazılarının, tasarımcıların hassasiyetlerini paylaştıklarını ve bunlara dair çözümler ürettiklerini gördüğümde bu benim o marka ve ürünle bir bağ kurmama vesile oluyor diyebilirim. Kullanılan ürünler, hayal edilen tasarımın gerçekleşebilmesi sürecinde çok önemli bir araç ve dolayısıyla biz de tasarımın ruhunu hayal ettiğimiz gibi yansıtabilmek adına ürünlerin, öz malzemenin ruhuna uygun, “-mış gibi” davranmayan ve yenilikçi teknik çözümler sunan karakterde olmasını önemsiyoruz. Tabii ki tecrübeyle sabitlenen ve uzun sürelerdir tercih edilen köklü markaların verdiği güven de çok önemli bir kriter. Fakat bu güven, bu kriterler doğrultusunda ilgimizi çeken yeni bir marka ve ürüne şans vermediğimiz anlamına gelmiyor. Denemeyi seviyoruz.

Projelerinizde kullanacağınız ürünler için karar verme süreci ofisinizde nasıl işliyor? İdeal bir materyal seçim sürecini nasıl tanımlarsınız?

İşin uygulama tarafından bakarak, uzun ömürlülüğü, ekonomisi ve uygulama tekniklerini çok önemsiyoruz. Abartılı bir bütçe gerektiren ya da çok zahmetli bir uygulama gerektirmesine karşın, tasarımsal olarak bunun karşılığını o derecede vermeyen bir üründe ısrarcı olmuyoruz.

Nihai karar verilmeden önce bir deneme üretiminin yapılması neredeyse olmazsa olmazımız. Bazı ürünleri daha önce tecrübe etmiş olarak, ilk kez deneyeceğimiz bazı ürünleri ise tasarım hedefleri doğrultusunda bir araştırma yaparak öneriyoruz. Özellikle bu deneysel tercihlerde kesinlikle yerinde ve alternatifli üretimler yaparak ve deneyerek karar veriyoruz. Paslanmaması gereken bir ürünün montajdan önce paslanması, karışmaması gereken iki rengin karışması gibi bazen hiç hesapta olmayan ve doğaçlama gelişen durumlar olabiliyor. Bu gelişmelerin de diğer alternatifler gibi değerlendirilmeye alınmasından hiç çekinmiyoruz ve bazen tesadüfi olarak gelişen bu durumlar tasarımla en iyi örtüşen seçenek olarak tercih edilebiliyor. Doğaçlama koşulların tasarım sürecinde yer alması ve hatta bazen taşları yerine oturtmasını gizemli ve keyifli olarak nitelendirebilirim.

İdeal bir ütopyada kesinlikle yine yerinde deneyimleyerek karar vermenin önemine vurgu yapmak isterim. Hatta ürünün üretim sürecine de dahil olunabilen bir senaryoda, tasarımcının ve tasarım fikirlerinin ürün üretim sürecine birer parametre olarak dahil edilmesi ve sonucunda çıkan deneysel ürünlerin yine yerinde denenmesiyle karar vermek harika olurdu. İstisnai durumlarda zaman zaman buna imkan olsa bile, çoğunlukla bu mümkün değil. Umarım bunun yaygın ve hızlı bir şekilde mümkün olabilmesi, 3D baskı ve türevi teknolojilerin ilerlemesiyle mümkün olur.

Kaktüs Apartmanı

Yapı malzemeleri üzerine son gelişmeleri nasıl takip ediyorsunuz? Hangi kaynaklardan faydalanıyorsunuz?

Yazılı ve dijital mecralardaki yayınları takip ediyoruz. Fakat markaların yayınlarının tek yönlü bir bilgi aktarımı yaptığını ve genellikle objektif bir değerlendirmeye olanak sağlamadığı kanaatindeyim. Bu anlamda markaların araştırma geliştirme birimlerinin, akademik çalışmalarla ortak bir paydada buluşması ve objektif, akademik ve güncel bilgi aktarımı yapabilen bir yayın üretmeleri çok anlamlı olurdu diye düşünüyorum. Bu gibi bir ortak payda, mimarlık okullarındaki güncelliğini yitirmiş bazı malzeme derslerinin güncellenmesi ve güncel zamanla eşgüdümlü devam edebilmesine de olanak yaratabilirdi.

Projelerinizde imzanız olarak adlandırabileceğiniz, olmazsa olmazınız bir malzeme var mı?  

Mimarın somut bir imzası olması meselesi benim için her zaman tartışmalı bir konu. Kişisel olarak imzanın somut bir yerde değil, olsa olsa tasarım felsefesindeki düşünce yapısında bir yerde olduğu kanısındayım. İnsanın zaman içerisinde değişebilecek bir canlı olduğundan hareketle, tasarım felsefesindeki düşünce yapısında dahi bir imza belirlenmiş olmasının sakıncalı olduğunu düşünmeye daha yakınım. Kaldı ki, her mimari tasarımın kendi özgün bağlamıyla var olduğunu ve mimar olarak bizlerin de o duruma özgü üretimler yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Fakat tabii ki bu, “sevdiğimiz” ve sıklıkla tercih ettiğimiz ürünler olmadığı anlamına gelmiyor. Tek bir ürüne işaret etmek yerine brüt beton, masif ahşap gibi, malzemenin ham ve doğal halini kullanmayı seviyoruz diyebilirim.

Felix Marina

Türkiye yapı endüstrisinde eksikliğini hissettiğiniz ürünler var mı?

Ürün eksikliğinden ziyade, ürün çeşitliliğinde bir eksiklikten söz etmek istiyorum. Yapı endüstrisi elbette sadece tasarımcılara, mimarlara hitap etmiyor. Herhangi bir mimarın olmadığı milyonlarca yapısal üretim ve tadilat süreçlerinden bahsetmek mümkün. İnsanlar çarşı alışverişi yapar gibi yapı malzemesi satın alabiliyorlar. Bu doğal durum elbette ki üreticilerin piyasa taleplerine göre üretim yapmalarını da yönlendiriyor. Bunun sonucunda da “en çok tutulan” malzemelerin daha fazla sayıda üretilmesi, daha fazla stoklanması, daha fazla ulaşılabilir olması söz konusu oluyor. Buna karşın bir mimarın tercih ettiği ama piyasada o kadar da “tutulmayan” bir ürünün tedariki, genellikle hız ve ekonomi odaklı olan bir işveren için hiç de cazip olmayan, uzun bir sürece dönüşebiliyor. Bu da en nihayetinde ürün seçim kararlarını etkileyebiliyor. Bu noktada ortalama beğenilerin yönlendirdiği bir üretim dengesi yerine tasarımcıların tercihlerinin daha etkin olabileceği bir denge bulunması iyi olabilirdi. Bir de eksikliğini değil fazlalığını hissettiğimiz, “-mış gibi” ürünler var. İşin kötüsü, bu ürünler ortalama beğeninin çokça tercih ettiği ürünler. Keşke hiç üretilmeseler de yapılı çevrede bu ürünleri görmesek.

İlgili Yazılar
Söyleşi

Erhan Kılıç

Söyleşi

Feza Ökten Koca

Söyleşi

Kerim Miskavi